DENİZLERİN MÜCADELESİ VE GÜNCEL ÖNEMİ

62

Delikanlım!

Sen ki, ya bir köşe başında

kan sızarak başından

gebereceksin,

ya da bir darağacında

can vereceksin.

İyi bak yıldızlara

onları göremezsin belki bir daha…

Nazım Hikmet’in bu ünlü şiirini bilmeyen yoktur. Deniz yoldaşın da bu şiiri sık sık okuduğu çokça söylenir. Denizler’in devrimci kuşağı da böyle yaşayıp ölümsüzler kervanına katılmadı mı? Devrim yolunda yürüyen Denizler, Sinanlar, Mahirler, İbrahimler devrimci savaşın cüretli önderleri olarak düşman tarafından katledildiler. Ve ölümsüzlüklerinin 50. yılını geride bırakmışken hala onları örnek almaya devam etmekteyiz.

Yaşamlarını inandıkları mücadeleye adadılar. Ve hiç tereddüt etmeden ilerlediler. Bugün milyonların kalbinde, ölümsüz devrimci önderler olarak yaşamaya devam ediyorlar.

Türkiye ve K. Kürdistan -tıpkı tüm dünya gibi- büyük bir atılımın eşiğinde. Ölümsüz devrimci önderler, bıraktıkları miras ile zafer yolunda bir temel attılar, birleşik devrimin sadece kıvılcımını değil sönmeyen bir ateşini de yaktılar. Ne idam sehpalarında ne düşman kuşatmalarında ne işkenceli sorgularda ne de zindanlarda boyun eğmediler. Denizler de bu büyük mirasın yaratıcılarından. Bizlere öyle bir ateş bıraktılar ki bu meşaleyi söndürmeye kimsenin gücü yetmedi. Onlara karaçaldılar, lanetlediler, mücadelelerinin içini boşaltmak için çokça şeyler söylediler. Ama tarihin hükmü çoktan verilmişti. Denizler, tıpkı dönemlerinin tüm büyük savaşçıları gibi, birleşik devrim mücadelesinde, halkların yüreğinde yaşamaya devam ediyor; edecek. Onlar adlarını ölümsüz devrimciler arasına çoktan yazdırdılar. Unutulmayacaklar demek ne ki? Büyük mücadelemiz onların adıyla zafere doğru koşar adım gitmekte. Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin bayrağı milyonların elinde.

İdamlarının 52. yılında Denizler’i ve onların şahsında devrimci önderlerimizi bu bilinç ile anarken; onları anlamanın onlar gibi savaşmak anlamına geldiği gerçekliğini kavramak görevi ile karşı karşıyayız. Ve bu temeli esas alarak yazımıza başlamak istiyoruz.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan Türkiye ve K. Kürdistan Devrimi için çıktıkları yolda büyük bir özveri, adanmışlık ve feda ruhuyla hareket ettiler. THKO’nun kuruluş bildirgesinde; emekçilere düşmanın görünürdeki gücüne ve sayısına bakıp yılgınlığa düşmemeyi, gerçek gücün bizzat halkların ta kendisi olduğunu söylediler. Bu çağrıyı yaparken karşılarındaki gücün sadece Türk burjuvazisi ve devleti olmadığını bilmekteydiler. Bütün bir emperyalizme, NATO’ya karşı savaştıklarının farkındaydılar. Bu bilinç ve kavrayışla yaptıkları çağrıda; emekçi kitlelere, kitlelerin mücadelesine ve devrime sarsılmaz bir inançla bağlı oldukları açıktı. Onları -ve tabii emekçi kitleleri- burjuva düzen sınırları içinde tutmak isteyen, parlamenter ahmaklığa sürüklenmiş TİP reformizmini ve onun kitlelerdeki etkisini kırıp aşabilmenin yolunun devrim yolunda kararlı adımlar atmaktan geçtiğini görmüşlerdi. Halkların özgürlük ve kurtuluş umutları ancak devrimci zorla, silahlı mücadele yoluyla elde edilebilirdi. Ve bunun için harekete geçtiler, bu gerçekliği pratikte gösterdiler. Burjuva düzene sevdalı reformizmin teori ve pratiğini paçavraya çevirdiler. Kitlelerdeki etkinliğini söküp attılar, onları tarihin çöplüğüne gönderdiler.

Belki Denizler, Mahirler, İbrahimler bu savaşım yoluna adım atarken tam hazır değillerdi; eksikleri ve çözecekleri sorunlar da çokça idi ama buna teslim olmadılar. Çıktıkları yolda üstlerine düşeni eşsiz bir kararlılık, cüretkar bir gözü peklik içinde gerçekleştirdiler. Uzlaşmaz bir tutum takındılar. Devrimci mücadelenin gelişim diyalektiğine uygun bir pratik sergileyerek yürüdüler. Belki onlar zaferi göremediler ama yaktıkları ateş, söndürülemeyen bir yangına dönüştü. Mücadeleleri milyonların kavgası oldu.

Denizlerin mücadelesi yoğun devrimci mücadelenin etkisiyle yaratılan soluksuz bir mücadele idi. Denizler öğrenci gençlik mücadelesinden başladılar. İşçi ve emekçilerin mücadelesinin bir parçası oldular. Kitlelere önderlik ettiler. Faşist saldırılara karşı militan devrimci mücadelenin neferi oldular. Ve en sonunda reformizmden kopuşu gerçekleştirerek ’71 devrimci atılımının önderlerinden oldular. Mücadeleleri asla okul duvarlarında, kampüs sınırlarında kalmadı. Deniz tahliye olduğu zindandan (Sultanahmet) çıkar çıkmaz daha okuluna (Beyazıt) varan kadar eylemini düşünmüş, hareket planını hazırlamış oluyordu. Vardığında yeni eylemi örgütlemeye başlıyor, kısa sürede tekrardan düşmana tutsak düşüyordu. İstanbul Üniversitesi’nin işgali, 6. Filo eylemleri, faşistlerle ve polisle girişilen çatışmalar Deniz yoldaşın öncülüğünde gerçekleşmişti. Sadece Deniz değil elbette Vietnam kasabı Commer’in arabasını yakanlar arasında yer alan Sinan ve Hüseyin’i de bu noktada anmalıyız.

Filistin Devrimi’ne katıldılar, siyonizme karşı savaştılar. Filistin’de savaşmaları enternasyonal devrimci bir görev olmasının yanı sıra silahlı eğitim alarak Türkiye ve K. Kürdistan’da gerilla savaşını başlatma planının da bir parçasıydı. Devrimin güncel görevlerini geliştirmek için daha da ileri gidilmesi gerektiğini gördüler. Ve Filistin’in yolunu tuttular. Geri döndüklerinde Deniz tanıdığı, güvendiği insanlara gerilla savaşını başlatma çağrısını yapıyordu. Yeni bir yol çizmişler, yeni bir örgüt ve katılım çalışmasına başlamışlardı. Hedeflerinin Hakkari’de dağa çıkmak olduğunu söylüyordu Deniz. Belki Hakkari olmadı ama İstanbul ve Ankara’da başlattıkları gerilla savaşına yine Kürdistan dağları kucak açacaktı. Gerilla mücadelesini Kürdistan’a taşıma arzusu, yoksul Kürt halkına ve ulusal mücadelesine biçilen önemden ve güvenden başka bir anlama gelmiyordu.

Denizler kitle mücadelesinde militan mücadeleyi esas aldılar. Binleri, on binleri sokağa taşıdıkları eylemlerde düşmanın baskısına boyun eğip geri çekilmediler. Gerek polise gerek sivil faşistlere karşı kitlesel devrimci zoru kullandılar. Sokak çatışmaları, faşistlere karşı yürütülen mücadelede Deniz hep en önde olmuştu. Okul çatısından faşistlere attığı molotoflarla çatışan Deniz ve yoldaşları, faşistlere derslerini vermekte bir örnektir bizlere. Polis ile kitle arasındaki çatışmalı eylemlerde Deniz yine en öndeydi. Aynı mücadele örneği Ankara’da yaratılmıştı. Sinan, Yusuf ve Hüseyin yoldaşlar da bu geleneği yaratılmasında yer almışlardı. ODTÜ adeta bir kaleye dönüştürülmüştü ve polisle jandarma içeri girebilmek için ciddi ve yoğun saldırılar gerçekleştirmek zorundaydı. Devrimci tarihimizin en bilinen örneklerinden birisi 6. Filo eylemidir. (Faşistler 6. Filo’yu kıble edip namaz bile kılmışlardı ve daha neler yapmışlardı onlar için.) Deniz’in öncülüğündeki binlerce genç Amerikan askerlerine saldırır, onları denize döker, eşyalar da aynı akıbete uğramaktan kurtulamaz. Saatlerce abluka altında kalır ve çıkamazlar bir daha karaya. Emperyalizme karşı mücadele bizzat bu şekilde sokakta, militan mücadele içinde yaratıldı. Bu eylem sadece bu topraklardaki Amerikan egemenliğine değil aynı zamanda ABD emperyalizminin dünya egemenliğine karşı da bir eylemdi. Ve ABD emperyalizmine karşı savaşan Vietnam halkı ile bir dayanışma eylemiydi de.

Reformizm ve pasifizm barikatını yıkıp geçen Denizler, kitle mücadelesinde de birer gerillaydılar. Kitlelere savaşlarında önderlik eden gerillalar. Yaşamları da öyleydi. Eylem insanıydılar. Devrimci teoriyi devrimci eylemi kavramanın, güçlendirmenin aracı saydılar. Lafazanlığa, teorik boşboğazlığa geçit vermediler. Deniz yoldaş, kitlelerin öncüsü olmakla kalmadı, yaptığı tüm devrimci pratikle kuşağının da bir simgesi oldu. Milyonların yüreğinde ve bilincinde silinmez bir yer etti.

İşçi ve emekçilerle ilişkileri de devrimci kavrayış içinde oldu. İşçi ve emekçilerin örgütlenmesi için, işçi ve öğrencilerin birlikte mücadelesini örgütlemek için yoğun mücadeleler gerçekleştirdiler. Köylere gittiler, grevleri desteklediler. Pek çok köylü mitinginde yer alıp örgütlenmesinde görev aldılar.

KOPUŞ VE ’71 DEVRİMCİ ATILIMI

Denizler, Türkiye ve K. Kürdistan Birleşik Devrimi’nin sadece tek bir yolla gerçekleşebileceğini biliyorlardı. Kapitalist egemenlik ancak ve ancak silahlı devrimci mücadele ile yıkılabilirdi. NATO’nun bir parçası olan, emperyalizmin üssü bir devletin ordusu başka türlü yıkılamazdı. Ve tarih göstermiştir ki, kitlelerin devrimci zoru olmaksızın faşizm tarihten silinemezdi. Ta en başından bu gerçekliği bilen Deniz ve yoldaşları, silaha sarılmak gerektiğini kavramışlardı. Öne, en öne çıkıp silahlı savaşımı başlattılar. Birleşik devrimimizin ilk gerilla önderleri oldular. Gerek şehirlerde gerekse de kırlarda savaşımı sürdürdüler.

Denizler, konuyu teorik düzlemden çıkarıp eyleme geçtiler. ’71 Devrimci Atılımı, reformizmden ve pasifizimden köklü bir kopuşu ifade eder. Deniz ve yoldaşları, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu (THKO) kurarak Türkiye ve K. Kürdistan’ın silahlı mücadeleyi esas alan ilk örgütünü kurdular. Dönemin TİP reformizmini sadece sözle etkisiz kılamazlardı. Kitlelerin eğilimini, nesnel koşulları gördüler, doğru bir biçimde değerlendirerek öne çıktılar. Artık harekete geçme zamanı gelmişti. Faşist saldırılara karşı koymak için, burjuva egemenliğini yıkmak için silaha sarılma vakti gelip çatmıştı. Denizler ve onların devrimci kuşağı ya silaha sarılacak, savaşımı yeni bir evreye taşıyacaklardı ya da devrimin savaşmadan yenilgisine neden olacak ve tarihten silinip gideceklerdi. Mesele elbette kahramanlık, şan-şöhret ya da macera değildi. Türye ve K. Kürdistan’da ilk defa yüz binler, milyonlar harekete geçmişti. 15-16 Haziran Ayaklanması, işçi sınıfının nesnel durumunu ve bilincini gösteriyordu. Devrim büyüyor, egemenler tir tir titriyordu.  Dünyadaki sınıf hareketinde Kürdistan-Türkiye Birleşik Devrimi dikkatle takip ediliyordu. Ve bu hareket Avrupa 68’ine hiç de benzemiyordu. Emekçiler ilk kez ayağa kalkmış, yıllardır ağır bir baskıyla taşıdıkları prangalarını kırmaya başlamışlardı. Hareketin kökleşeceği, kısa süreli olmayacağı mücadelenin şiddetinden görülmekteydi.

Dünyanın her yerinde halklar emperyalizme karşı ulusal bağımsızlıkları için çarpışmaktaydılar. Vietnam halkı büyük bir savaş halinde idi. Latin Amerika’da savaş gelişiyor, derinleşiyordu. Che ve Fidel’in yarattığı muazzam etki ve Küba savaşan halklara moral kaynağı, destek oluyordu. Cezayir, Fransız emperyalizmini yenmişti. Afrika halkları özgürlük ve kurtuluş için savaşıyorlardı. Filistin Devrimi, dünya halklarının devrimci eğitim merkezi haline gelmişti.

Uzun yılların ağır baskı ve yoğun sömürüsüne maruz kalmış K.Kürdistan ve Türkiyeli emekçi kitleleri daha önce elde edemedikleri, yaratamadıkları bir devrimci mücadele yaratmışlar, kalıcı bir hareket oluşturmayı başarmışlardı. Derin ve yaygın, sağlam köklere dayanacak bir sınıf hareketinin, devrimci örgütlü mücadelenin temelleri atılıyordu. Denizler de işte böylesi devrimci koşullarda birleşik devrimin önündeki görevi gördüler. Tarihin emriydi; devrimci kopuşu yaratmak, devrimci örgütlü mücadelenin, sınıf mücadelesinin atılımını sağlamak. İşte tam da bu nesnel temele dayanan Deniz ve yoldaşları silahlı mücadeleyi başlatmak üzere THKO’yu kurdular. Sadece illegal değil aynı zamanda silahlı- gerilla- mücadelesini başlattılar. Artık silahlı savaşım olmaksızın faaliyet dönemi sona ermişti. Parlamenter mücadele, legalizm yolu tüketilmişti. Tekelci burjuvazi ve emperyalizm büyüyen, gelişen ve gitgide derin kökler salan birleşik devrime karşı faşizmi inşa etmek mecburiyetinde olduğunu görüyordu. Kanlı Pazar’dan devrimcilerin tek tek öldürülmesine vb. pek çok olaylar sonucunda 12 Mart askeri faşist darbesi gündeme geldi. Gerici tekelci diktatörlüğü faşist devlete dönüşmekte zorluk çekmedi. Faşizm bir devlet biçimi olarak inşa edilmeye başlandı. Zaten bu yolda yürünmekteydi fakat bir balyoz harekatı ile devrimciler, örgütlü mücadele yürüten kesimler ezilmeliydi. İşte tam da bu nesnel temele dayanan bir örgütttü THKO. Yoksa Denizler’in macera tutkusu, egoları yoktu birilerinin iddia ettiği gibi.

Denizler, Mahirler, İbrahimler ’71 devrimci atılımının,bu kopuşun zorunluluğunu gördüler, harekete geçtiler. Bugün birleşik devrimimizin dayandığı sağlam kökler, milyonların Denizleri, Mahirleri, İbrahimleri sahiplenmesi tam da bu nesnel temele uygun devrimci iradenin, devrimci pratiğin sonucudur. Onlar tarihe iradi bir müdahale gerçekleştirdiler. Tarihin, sınıf savaşımının akışına uygun bir adımdı. Onları halklaştıran, milyonların bilincine ve yüreğine kazıyan bu büyük devrimcilerin sadece kahramanca, gözü pek mücadeleleri değil yanı sıra ve esas olarak kopuşu yaratan bu cüretleriydi. Belki onlar zafer yüzü göremediler fakat bize zaferin yolunu açtılar. Büyük bir örnek, büyük bir miras ve sönmeyecek bir ateş bıraktılar. Bugün hala devrimci savaş ve güncel şekilde devam ediyor.

DENİZLER VE REFORMİZM

’71 devrimci kopuşunun; Denizler, Mahirler ve İbrahimlerin önemi buydu ve elbette burjuvazi sadece şiddet ve terörle değil başka yollarla – kara propaganda, devrimci değerlerin içini boşaltarak ve sayısız yollarla devrimci mücadeleye engel olmak istedi. Denizler bir simge olmuştu, halklaşmıştı. Bugün Denizlerin resmini taşımak moda. Herkes Denizlerin “yoldaşı”. Reformist partiler 71 devrimci kopuşunun mirasçısı ve bu bayrağın da taşıyıcısı!? Peki gerçekten öyle mi? Denizleri daha ilk fırsatta, en başta goşist, maceracı küçük burjuvalar diye suçlayanlar; Denizlerin ve ’71 devrimci kopuşunu yaratanların mücadelesini lanetleyenlerin Denizlerin yoldaşı olması nasıl mümkün olabilir? Denizler ki yaşamlarını burjuvaziye güvensizlik, illegal mücadele ve zora dayanan devrim anlayışına uygun olarak sürdürmüşlerdi. Silahlı mücadele devri bitti diyen ve silahlı mücadeleye, devrimci her tür adıma lanetler okuyanlar nasıl bu yoldaşların mirasına sahip çıkabilirler?

Denizler, reformist- parlamenterist mücadeleyi reddetmiş, Kürdistan dağlarının yolunu tutmuşlardı. 

İdam sehpasında “Yaşasın Marksizm- Leninizm’in yüce ideolojisi, Yaşasın Kürt-Türk halklarının birlikte mücadelesi ” diye haykıran kimdi? Şovenizme batmış, sosyalizmin bittiğini ilan eden reformizm  nasıl Denizlerin yoldaşı olabilir? Elde silah savaşan, dağa gerilla savaşını başlatmaya giden bu büyük devrimciyi silah kullanmadığını iddia edip kitlelere anlatmak nasıl bir alçaklıktır? Denizleri romantik, idealist gençler gibi göstermek burjuva propagandasına alet olmaktır. Denizler ve ’71 devrimci kuşağını savaşçı değil mazlum-zavallı cahiller gibi kitlelere anlatmak, halklara ve devrime karşı bir suçtur. Bir yandan devrimci önderlere sahip çıkar gözüküp bir yandan da devrimci zoru lanetleyen, devrimci örgütlere, devrimci Kürt halkına küfredenler Denizlerin yoldaşı değil düşmanıdırlar. Bugün bu büyük devrimcilerin bayrağını reformist ya da burjuva partiler değil devrimciler taşımaktadır. Ve HBDH bu bayrağı büyük bir özveri ile taşımaktadır.

DENİZLER VE GÜNCEL MÜCADELE

Bu topraklar da tıpkı tüm dünya gibi bir atılımın eşiğinde, demiştik. Her yerde kitleler mücadele alanlarına katılıyor, daha dün uyuşukça bekleyen bilinçsiz kitleler devrimci koşulların etkisiyle uyanmaya başlıyor. Yoksulluk derinleşirken, açlık ve sefaletin dibi gözükmezken başka ne olabilir ki? Dünya kapitalizmi çöküyor, kapitalist egemenlik buna bir çare bulamazken devrimci ayaklanmalar dünyayı alt üst ediyor. ABD emperyalizmi kendi evinde milyonların katıldığı gösterilerle sarsılmadı mı daha dün? Kaç tane hükûmet, kaç tane diktatör gitti son yıllarda sayısını unuttuk. Devrimi ezdiğini ilan eden Sri Lanka’nın faşist lideri nasıl kaçacağını bilemedi başkanlık sarayından. Görüntülere her yerden ulaşma imkanı var. Bu ve buna benzer neler yaşadık son yıllarda?

Daha sayılacak çokça ayaklanma yaşadık ve yeniler de kapıda bekliyor. Türkiye ve K. Kürdistan  da zinciri parçalamaya en yakın ülkelerden büyük devrimci deneyim ve pratikler; Gezi ayaklanması, 6-8 silahlı serhildanı, Kent Savaşları… Emperyalistler de boşuna en başa koymuyor listelerde T.C’yi. Kaç yıldır büyük bir bekleyiş içerisinde, korku dolu gözlerle bakıyorlar buralara emperyalistler. Yangın kendilerini yakarken çok da yapacak bir şey yok ellerinde.

Ağır ve yoğun faşist teröre rağmen devrimci mücadele, sınıf mücadelesi durmadı. Kürdistan özgürlük gerillası düşmana darbe üstüne darbe vuruyor. Devrimci Kürt halkı Wan’daki pratiğiyle mesajı gönderdi. Henüz oraya gelmedik ama yeni Geziler’i yaratacak potansiyele ulaşma yolunda Türkiyeli emekçiler de.

Denizler işte bu nedenle daha bir önem kazanıyor. Devrimci kitlelere büyük bir örnek yarattılar. Kararlı savaşımı, gözü pekliği, fedaice savaşımı, sonuna kadar gidebilme cüretini gösterdiler. Bu örnekten yürümek isteyenlere zaferin yolunu gösterdiler. Burjuvaziye idam sehpasında bile güvenmediler. Yüreklice ve gülerek gittiler. Çünkü biliyorlardı ki mücadele devam edecek ve zafere ulaşacaktı. Bu nedenle Denizlerin mücadelesini aynı cüret ile sürdürmek, olmazları kabul etmemek, tıpkı Denizler gibi ileri atılmak gerek. Ve bu nedenle burjuvazi onları unutturmak, karalamak, hiç olmazsa yarattıkları devrimci değerlerin içlerini boşaltmak istiyor. Reformistler, burjuvaziye bağlılık yemini edenler de bunun için atılıyorlar, yoldaşlarımızı sahiplenmeye çalışıyorlar.

Bu bayrak devrimcilerin ellerinde. Birleşik devrim güçleri kendi önderleri kullanılarak, kendi önderlerinin yarattıkları değerlerin içi boşaltılarak kitlelerin aldatılmasına izn veremez ve vermeyecek de. Devrimci önderlerin yarattıkları devrimci miras ve savaşma azmi emekçilere esin veriyor, yüreklendiriyor, harekete geçmelerini sağlıyor. Ne burjuvazinin saldırıları ne başkaca yöntemler bu gerçekleri ve bizleri engelleyemeyecek.

Denizleri anmak demek onlar gibi savaşmak demektir! Denizler devrim demektir. Devrim yolunda ileri!




Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir