GEZİ RUHU, BİRLEŞİK DEVRİM RUHUDUR!

84

Bundan tam 11 yıl önce halkların, işçi ve emekçilerin, kadınların ve gençlerin; kısacası tüm ezilenlerin son büyük birleşik direnişi, hiç unutulmayacak izler bırakarak tarihe yazıldı. O izler, bugün hala, o doğduğu Türkiye metropollerinde, Kuzey Kürdistan’ın sokaklarında, Rojava’da ve Medya Savunma Alanlarında görülmeye devam ediyor. Yok edilmek istenen özgürlük, demokrasi ve adalet umudunun son kalesi olmaya devam ediyor. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye ve Kürdistan’da da tüm ezilenlerin yazdığı tek gerçek tarih yazılmaya devam ediyor.

Gezi, ruhuyla ve üzerindeki ölü toprağını atıp yeniden dirilttiği birleşik devrim hedefiyle özgür yarınlar için direnmenin ve kazanmanın son virajıdır. Öyle ki bu uzun ve meşakkatli yolda susuzluğumuzu gidermiş, bize nefes aldırmış, güç katmış ve bu yoldan başka yolumuzun olmadığını bir kez daha göstermiştir. ‘Bu daha başlangıç, mücadeleye devam’ diyerek direnişe yeniden katılımın önünü açmış, bizi zafere kilitlemiştir. Türkiye ve Kürdistan halklarının üzerinden bir an bile olsun eksik edilmek istenmeyen faşizmin sopasını paramparça etmiştir. Gezi, faşist, soykırımcı ve sömürgeci Türk devletinin 12 Mart 1971’deki darbeyle ‘ihtimalini bile ortadan kaldırdığını’ iddia ettiği birleşik devrimin, faşizmin en büyük korkusu olduğu gerçeğini ispatlamıştır. Ve tam on bir yıldır bu korkuyla yaşayan AKP-MHP faşizmi, her türden şoven ve gerici anlayışlar ve orta yolcu, oportünist, sahte sol görünümler, her geçen an Gezi Direnişinin bıraktığı miras, temsil ettiği çizgi ve ortaya çıkardığı hakikatler karşısında çaresizlik içindedirler.

Korkunun ecele faydası olmadığı bir dönemdeyiz. Faşizm ve onun destekçileri ile ona yol verenlerinin son çırpınışları şahitlik ediyoruz. Ezilenler içinse bu dönem faşizme karşı korkusuzca direnişi devam ettirip büyütmektir. Gezi, bu anlamda bir talimattır ve zafere dek taşınması gereken kesintisiz isyanın adıdır.

Her geçen gün yoksulluğun, işkencenin, hırsızlığın ve katlin arttığı görülmektedir. Devlet ve onun etrafında kümelenmiş tüm faşist ve gerici unsurların, özellikle Gezi’den sonra bunları yapmaktan başka çaresinin kalmadığı bilinmekteydi. Bununla kalmayıp Kürt halkına topyekün savaş açmıştır. Gezi Direnişinin öncü yiğitlerinin de emeğini ve kanını akıttığı Rojava Devrimini ortadan kaldırmak istemiştir. Emeği ve alınterini ucuza kapatıp emekçi kitleleri kendisine mecbur bırakmak, dahası bir kez değil her gün sermayenin zulmüne terk etmek ve emeğin sömürüsünü sonsuz kılmak istemiştir. Kadınların yaşamın yegane öznesi oldukları gerçeğini örtmeye, kadının özgürlüğüne dair en ufak bir ışığın olduğu yere erkek egemen zihniyetini taşımayı ihmal etmemiştir. Gençleri yozlaştırmanın, gerçeklikten koparıp onların özgürlük, demokrasi ve adalet duygularını öldürmenin, tüm kirli yollarını devreye koymuştur. Kaz Dağlarından Besta ve Cudi’ye dek her yeri talana ve geri dönülmez tahribata açmış, bir yapraktan bile para kazanmanın derdine düşerek insan ve toplumun doğasız yaşayamaz olduğu gerçeğini görmezden gelebilecek kadar şuursuzlaşmıştır. Tüm inançları baskı altına alarak toplumun inanç kanallarını tıkamaya, inancı bir ticarete çevirmeye, dahası inancı gericiliğe tümden teslim etmeye dönük sınırsız bir çaba içine girmiştir. Anadolu ve Mezopotamyanın tüm kadim halklarını soykırımla tehdit etmekten geri durmamıştır. Etrafındaki tüm halklarla ve devletlerle en soysuz anlaşmalardan, en bağnaz tehditlere kadar çelişkilerle yürümeyi tercih etmiştir. Yanı başında cereyan eden bölgesel ve küresel savaşlara, halkların gözlerinin içine baka baka yalan ve riya ile yaklaşmış, halkların hayatlarının altüst oluşundan ve kentlerin ölümünden rant elde etmeye çalışmıştır. İşbirlikçiliği, kayyumculuğu, eyyamı ve yalanı siyasetin temel argümanları haline getirmiştir.

İşte Gezi Direnişi, faşist devleti de onun faşist hükumetini de işbirlikçilerini de bu kadar korkutmuştur. Nihayetinde bugün, tüm saldırılarına rağmen bu korkusundan kurtulamamıştır. Çöktürme Planının bir parçası olarak Gezi Direnişi ile açığa çıkan ruhu ve olası örgütlü birleşik mücadele ihtimalini derhal ortadan kaldırmak için her şeyi yapmıştır. Ancak Gezi Direnişinin henüz üçüncü yılı dolmadan, 12 Mart 2016’da, Halkların Birleşik Devrim Hareketi kuruluşunu, varlığını ve mücadele perspektifini ilan etmiştir. O günden bu yana, sırtını dayadığı 68 ruhunu Gezi ruhuyla harmanlayarak ezilenlerin devrimci umudu ve koruyucusu görevini gözünü kırpmadan ve Gezi Direnişi şehitlerinin mirasına sonuna dek bağlı kalarak sürdürmüştür. Direniş sonrası halkların ortak demokratik siyaset zemini güçlenmiş, deyim yerindeyse çürük yumurtalar gün geçtikçe arınmış, demokratik siyasal mücadelenin omurgasını oluşturan temel bir etken olmuştur. Siyasetin ancak sokakta ve meydanlarda sonuç alabileceği gerçeğini, siyaset zeminine hatırlatmış ve orta sınıf eğilimlere karşı duruşta önemli bir dayanak olmuştur. Kobane Direnişine ilham ve ışık olmuştur. Kürt halkının haklı ve meşru mücadelesinin başarılar kazanmasının ve bu başarının Türkiye halklarıyla birlikte zafere taşınabileceğinin bir göstergesi olarak Rojava Devrimine doğrudan katılımın bir hazırlığı niteliğini taşımıştır. Enternasyonalist devrimci geleneğin İstanbul’dan Kürdistan’a, hatta Ortadoğu ölçeğinde farklı mücadele alanlarına taşmasında rol üstlenmiştir. Arap Baharı, Wall Street’i İşgal Et Eylemleri, Sarı Yelekliler, Radikal İslam’a karşı demokratik direnişler ve daha birçok öncül enternasyonalist özellik barındıran özgürlük ve demokrasi arayışları zincirinin bir halkası olmuştur. Böylece Türkiye ve Kürdistan’da direnen ezilenlerin, bölge ve dünya mücadelelerinden koparılma gayretlerinin önüne geçmiş, bu türden özel savaş politikalarını bıçak vurur gibi kesmiştir.

Gezi Direnişi sonrası faşizmin tek tek yapmak istediklerine karşı, tarihsel ve geri dönülmez ölçüde gelişmelerle, başarılarla, eylemlerle yanıt verilmiştir. Gezi Direnişiyle birlikte özgürlüğün, demokrasinin ve adaletin, vaz geçilemez birer hakikat olduğu hafızalara kazınmıştır. Ali İsmail Korkmaz ve Ethem Sarısülük şahsında, mücadeleyi ‘Ya hep beraber ya hiç birimiz’ ilkesinde tutmanın yegane yolunun Gezi ruhuna sahip çıkmak olduğu görülmüştür. Şehadet gerçeğinin, tüm halklar ve ezilenler için; sömürüye, soykırıma ve faşizme karşı birleşerek mücadeleyle anlam bulabileceği gösterilmiştir. Mahirler, Denizler, İbrahimler, Sinanlar ve Ulaşlarda olduğu gibi Gezi Direnişindeki şehitler de Türkiye’nin onurlu direnişçileri olmuşlardır. Bugün, o direnişin ve şehadetlerin anlamı da verdiği görevler de daha büyüktür. Bu anlama ve göreve sahip çıkmanın, Gezi’den Rojava’ya, Hatay’dan Dersim’e, İzmir’den Amed’e, Nurhak ve Munzur’dan Zap’a ve Zagros’a dalga dalga yayılan özgürlük savaşının zaferini şimdiden yaşamak ve kutlamak demek olacağı anlaşılmıştır.

Bu uğurda şehit düşen Gezi Direnişçilerini saygı ve minnetle anıyor, onların anılarına bağlılığımızın bir gereği olarak on birinci yıl dönümünde Gezi ruhuyla mücadele etmeye ve onun bedene kavuşmuş hali olan birleşik devrim amacımızı büyütmeye ve zafere dek soluksuz ve amansız yürümeye devam edeceğimizi bir kez daha belirtiyoruz.

Yaşasın Gezi Direnişi!

Yaşasın Halkların Birleşik Devrim Mücadelesi!

HBDH Yürütme Komitesi – 30 Mayıs 2024




Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir